Archive for the ‘Zekat’

Sadak-i Fıtr’ın Miktarı02.28.08

Fıtra şu dört yiyecek maddesinden vacib olur:

1. Buğday, 2. Arpa, 3. Hurma, 4. Kuru üzüm.

(more…)

Posted in Zekatwith No Comments →

Sadak-i Fıtr’ın Edasının Vakti02.28.08

Resûl-i Ekrem (sav)’in: Böyle günde (Bayram’da) siz miskinleri dilenmekten müstağni kılın” Hadis-i Şerifini esas alan Hanefi fûkahası; “Sadaka-i Fıtr’ın bayram namazından önce verilmesi müstehabtır” hükmünde ittifak etmiştir.(174) Bilindiği gibi; Sadaka-i Fıtr; Ramazan Bayramı’nın ilk günü ikinci fecrin (Sabah Namazı vakti’nin) girmesiyle vacib olur. Bu vakitten önce ölmüş kimselere vacib olmaz. Bir kimse bayram günü ikinci fecir’le Bayram Namazı arasında sadaka-i fıtr’ı ödememişse, bu mükellefiyet üzerinden kalkmaz. Daha sonra da ödemek mecburiyetindedir. Sadaka-i fıtr’da velâyet önemlidir. Her mükellef kimin velisi durumunda ise; velev ki o mecnun dahi olsa, sadaka-i fıtr’ını verir. Zengin olan bir çocuk; anne ve babasının (fakir olsalar dahi), Sadaka-i Fıtr’ını veremez. Zira çocuk için, velev ki anne ve babası aciz dahi olsa, veli’lik hakkı (Velâyet) sözkonusu değildir. Yani çocuk hiçbir zaman, anne ve babasının velîsi olamaz.(175)

(more…)

Posted in Zekatwith No Comments →

Sadaka-i Fıtr’ın Mahiyeti02.28.08

Önce kelime üzerinde duralım. “Sadaka” doğruluk manasına gelen “Sıdk” kökünden gelir. Samimiyyet ve ihlâs manalarına da kullanılır. “Fıtr” kelimesi ise “Fıtrat”tan alınmadır. Ancak fûkaha bu terkip üzerinde ihtilâf etmiştir. İbn-i Abidin, bu husustaki ihtilâfları zikrettikten sonra: “Nevevi’nin tahrir adındaki eserinde, “Fıtra, sonradan uydurulan bir isimdir. Gâliba yaratılmış manasına gelen “Fıtrat”tan alınmış olacaktır. Ebû Muhammed Ebheri’nin beyanına göre, manası “Hilkâtin zekâtı” demektir. Sanki “Sadaka-i fıtr bedenin zekâtıdır.” denilmiştir. Kuhistani dâhi bu yolda yürümüştür. Onun için bazıları, sadaka-i fıtr’a; “baş sadakası ve bedenin zekâtı” denildiğini nakletmişlerdir. Hasılı fitre kelimesinin lügat manası ifade ettiğinde şüphe yoktur. Manası “Hilkat”, yaradılış demektir”(163)

(more…)

Posted in Zekatwith No Comments →

Beytü’l Mal’ın Gelirleri Ve Sarf Yerleri02.28.08

Ulû’lemr’in mü’minlerin üzerindeki velâyeti kesindir. Dolayısıyla ibadetlerin edâsı hususunda insanları teşvik etmek ve onların ihtiyaçlarını gözetmek borcundadır. Beytü’lmal’in başlıca dört çeşit gelir kaynağı vardır. Bunları izah etmeden önce, İbn-i Abidin’de beyan edilen şu hüküm üzerinde duralım: “Devlet reisinin (Ulû’lemr’in) her nev’e mahsus beytü’l mal yapması icab eder. Kendisi bunların birinden ödünç alıp, diğerine sarfedebilir. Nafaka verdiği kimselere, ihtiyacına, fıkıh ve faziletine göre verir. Bunda kusur ederse, Allah kendisini hesaba çeker. Şurunbulâli Risalesinde şöyle demiştir: “Ulemanın beyan ettiklerine göre, her nevi mal için hususi beytü’l mal yapmak ve bu malları birbirine karıştırmamak vacibtir.”(156) Şimdi başlıca dört çeşit gelir üzerinde duralım.

(more…)

Posted in Zekatwith No Comments →

Zirai Mamullerin Ve Meyvaların Zekatı02.28.08

İmam-ı Kasani “Öşür’ün” (Zirai mahsûllerin ve meyvaların zekâtının) kitap, sünnet ve icma ile sabit olduğunu beyan ettikten sonra: “Bu hususta Allahû Teâla (cc)’nın şu kavli vardır: “Ey iman edenler!.. (Hak yolunda) infakı, kazandıklarınızın en temizlerinden ve sizin için yerden çıkardıklarımızdan yapınız” (El Bakara Sûresi: 267) Resûl-i Ekrem (sav)’de: “Yağmur ve akar sularla (külfetsiz) olarak sulanan yerlerin mahsûlünden onda bir (Öşür), diğerlerine (Dolap ve kovalarla sulananlarda) yarım öşür (yirmi’de bir ) vardır” buyurmuştur. Sahebe-i Kiram’da “Öşür” hususunda icma etmiştir”(143) hükmünü beyan eder. İbn-i Abidin: “Öşür 1/10 (Onda bir) demektir. Burada ondan murad öşre nisbet edilen şeylerdir. Tâ ki ünvan, öşrün yarısına ve iki katına da şamil olsun. Hamevi. Musannıfın öşrü zekât bahsinde zikretmesi, o da zekâttan sayıldığı içindir. Fetih sahibi diyor ki; “Öşre zekât denilmesi, imameyn’in kavline göredir, diyenler vardır. Çünkü onlar nisabı ve mahsûlün devamını şart koşmuşlardır. İmam-ı Azam’ın kavli bunun hilafınadır. Ama bu sözün bir kıymeti yoktur. Zira öşürün zekât olduğunda şüphe yoktur. Hatta o da, zekâtın verildiği yerlere verilir”(144) diyerek, konunun zekâtla olan ilişkisini zikrediyor. Evet!.. Öşür, zirai mahsullerin ve meyvaların zekâtıdır ve kat’iyyen terkedilmeyecek bir ibâdettir.

(more…)

Posted in Zekatwith No Comments →

Madenlerin Ve Definlerin (Rizak’ın) Zekatı02.28.08

Önce “Rikaz” kelimesi üzerinde duralım. Bu kelime “Rekiz”den alınmadır, türemiş değildir. Yerin altında gömülü olan, maden ve definelerin tamamını içine alan bir ıstılâhtır. “Maden” kelimesi “adn”dan alınmadır. “Adn”, bir yerde oturmak, karar kılmak manasınadır. Allahû Teâla (cc)’nın arzı yarattığı zaman, onun terkibine kattığı cüzler manasına meşhur olmuştur. “Mâden” denince akla bu gelir.(135) Molla Hüsrev: “İster Allahû Teâla (cc)’nın yaratması sonucu tabii olarak bulunsun, isterse insan tarafından gömülmüş olsun, mutlaka yer altında bulunan mala “Rikaz” denir. Mâden ise, Allahû Teâla (cc)’nın yer altında yarattığıdır. “Kenz”e gelince, o toprak altına gömülmüş definedir”(136) hükmünü beyan etmektedir. Mâden ocaklarından çıkarılanlar mahiyet itibariyle üç çeşittir. Birincisi: Ateşte eriyen madenler. Meselâ: Altın, gümüş, demir, Bakır ve kalay gibi!.. İkincisi: Akıcı olan madenler. Meselâ: Petrol, zift ve sudan elde edilen tuz gibi!.. Üçüncüsü: Akıcı olmayan ve ateşte erimeyen madenler. Meselâ: Alçı, kireç, cevahir ve yakût taşları gibi.(137)

(more…)

Posted in Zekatwith No Comments →

Ticaret Mallarının Zekatı02.28.08

Altın, gümüş ve saime’lerin (otlak hayvanlarının) dışında kalan ticaret mallarına “Uruz” denir. Cinsi ne olursa olsun, ticaret mallarına, nisaba ulaştığı takdirde zekât farzdır.(131) Bir kimse ticaret mallarının zekâtını dilerse “Gümüş” nisabını, dilerse “Altın” nisabını esas alarak, edâ eder. Ancak ticaret malları bunlardan birisinin nisabına ulaşmazsa; hangisinin nisabına ulaşıyorsa, ona göre vermesi icab eder. Bahrû’r Raik’te de böyledir.(132) Diyelim ki, ticaret malı, altının nisabına ulaşmıyor, ancak gümüşün nisabı sene başında mevcud!.. Bu durumda sene sonunda, gümüş nisabına göre zekât verir. Zira Resûl-i Ekrem (sav): “Ticaret mallarının (Uruz’un) kıymeti tayin edilir ve her ikiyüz dirhem (gümüş para) mukabilinde beş dirhem edâ edilir”(133) buyurmuştur. Cinsleri ayrı bile olsa, ticaret malları birbirinin üzerine ilâve edilerek hesaplanır. Yakût, inci ve cevahir gibi kıymetli madenler, sırf süs eşyası olarak kullanılıyorsa, zekâta tabi değildir. Ancak ticari maksadla bulunduruluyorsa, zekâtlarının verilmesi esastır. Bu husus mükellefin niyetiyle ilgilidir. Ticari maksadla (tasarruf etmek veya alıp - satarak kazanmak niyetiyle) bulundurulan otomobillerin zekâtlarının verilmesi şarttır.

(more…)

Posted in Zekatwith No Comments →

Altın Ve Gümüş’ün Zekatı02.28.08

Resûl-i Ekrem (sav)’in Hz. Muaz (ra)’a hitâben: “Her iki yüz dirhem gümüşten beş dirhem ve her yirmi miskal altından yarım miskal zekât al”(125) emrini verdiği bilinmektedir. Hanefi fûkahası bu Hadis-i Şerifi esas alarak, “Her iki yüz dirhem gümüş için beş dirhem zekât vermek farzdır. Aynı şekilde her yirmi miskal altın için de, yarım miskal zekât gerekir. Bunların sikkeli olup-olmaması, ticari niyetle veya zînet kasdıyla bulundurulup - bulundurulmaması durumu değiştirmez. Her halûkârda zekâtlarını vermek farzdır”(126) hükmünde ittifak etmiştir. Bir miskal 4,8 gram olduğuna göre, yirmi miskal altın 96 gram eder. Yine bir dirhem 3,2 gram olduğuna göre 200 dirhem gümüş

(more…)

Posted in Zekatwith No Comments →

Saime’lerin (Ortak Hayvanların) Zekatı02.28.08

Önce “Saime” kelimesi üzerinde duralım: Kırlarda ve otlaklarda güdülen, nesillerinin çoğalması, süt ve yağlarının artması ve ticâri gayelerle beslenilen hayvanlara “Saime” denir.(102) Resûl-i Ekrem (sav)’in: “Kendisine yük yüklenen ve çalıştırılan hayvanlarla, çift süren sığırlarda zekât yoktur”(103) Hadis-i Şerifini esas alan Hanefi fûkahası; kırlarda otlatılmayan ve ticâret niyetiyle beslenmeyen hayvanlardan zekât alınmayacağı” hususunda ittifak etmiştir. Yâni yük taşımak ve binmek için beslenen veya çift sürmek için bulundurulan hayvanlara zekât düşmez. Ayrıca senenin bazı aylarında kırlarda otlatılan, bazı aylarında evlerde beslenilen hayvanlar, şayet senenin yarısından fazla kırlada otlatılırsa “Saime” hükmüne dahil olur. Senenin yarısında veya daha az kırlarda otlatılan, geri kalan sürede evlerde yemle beslenen hayvanlar saime hükmüne dahil değildir. Onlara zekât farz olmaz.(104) Şimdi “Saime” hükmünde olan hayvanlarda, nisab ve zekât miktarını izaha gayret edelim.

(more…)

Posted in Zekatwith No Comments →

Hangi Mallar Zekata Tabidir02.28.08

Önce “Mal” ve Milkiyet” kavramları üzerinde duralım. Kur’an-ı Kerim’de “Yeryüzünde neler varsa hepsini sizin için yarattı”(95) hükmü beyan buyurulmuştur. Bu ayet-i Kerime’yi esas alan İslâm ûleması: “İnsanların ihtiyaçlarını karşılamak için Allahû Teâla (cc) tarafından yaratılmış ve istenildiği zaman elde edilib kullanılabilen insandan maada (gayri) şeylere mal denir”(96) tarifini esas almıştır. İmam-ı Şafii (rh.a) haramı ihtiyaç olarak kabul etmediği için “İhtiyaçlarımızı karşılayan şeylere mal denir” tâbirini benimsemiştir.(97) Dikkat edilirse; her iki tarifte de ortak nokta; insanların ihtiyaçlarının karşılanmasıdır. “Mülkiyet” ve “Milkiyet” kavramlarına gelince!.. Arapçada (M-L-K) kökünden gelen bu kelime hem “Mülk”, hem de “Milk” olarak okunmaktadır. Mülk; daha ziyade siyasi iktidar ve hüküm koyma manasına kullanılmıştır.(98) “Lehû’l Mülk” (Mülk O’nundur, Allah’ındır) denildiği zaman, bununla hüküm koyma hakkı kasdedilir. Kur’an-ı Kerim’de “Hz. Dâvud (as)’un kıssası” beyan buyurulurken: “Onun mülkünü de kuvvetlendirdik. Ona hikmet ve fasl-ı hitab verdik”(99) buyurulmuştur. Müfessirler; bu Ayet-i Kerimedeki “Mülk’ten” kasdın; siyasi güç, zafer ve büyük ordular olduğunu kaydetmektedirler.(100) Esâsen “Mülkün Allahû Teâla (cc)’ya ait olduğunu” beyan buyuran bütün Ayet-i kerimelerde, hüküm koyma hakkı üzerinde de durulmuştur, “Milk” kelimesi ise; daha ziyade mala sahip olma manasına kullanılmıştır. Ancak Türkçe’de “Mülkiyet” kelimesinin yerine saltanat kullanıldığı için, fazla yaygınlaşmamıştır. Osmanlı döneminde sultanlara “Allah (cc) mülkünüzü daim kılsın” şeklinde dua etmek âdet haline dönüşmüştür. Günümüzde siyasi iktidar manasında kullanılan “Mülkiyet” ile, mala sahip olma manasındaki “Milkiyet” kavramları içiçe girmiştir. Genellikle de “Mülkiyet” şeklinde kullanılmaktadır. Şimdi “Milkiyet nedir?” sualine cevap arayalım. İmam-ı Kasani: “Milkiyet; tasarrufa konu olabilen mal-ı mütekavvim üzerinde, tasarrufta bulunabilmek için Şâri’in (Allahû Teâla (cc) ve Resûlünün) bahşetmiş olduğu yetki ve iktidardır”(101) tarifini yapıyor. İşte zekâta tâbi olan mallar, bu tarifin mahiyeti içerisindedir.

Posted in Zekatwith No Comments →

  • You Avatar
  • Bir Ayet

    • Bir pınar ki orada “selsebil” olarak adlandırılır. (İnsan Suresi, 18)